5 Mayıs 2009 Salı

Siz Siz Olun...

Ortada birşey yokken ve birşeyi birşeyi benzetmeye çalışırken melanet migreni ya da öbürlerini benzetmeyin...
Çağırmışım gibi...
Dünden beri başım çatlıyor, ilacı da töbe yutamam, inat ettim neyle çarpışıyorsam...
Evet malesef sorunumun cevabı "alışmak" terazimin dediği gibi...
Hayat hakkaten zor olduğundan da göründüğünden de...
Ama yine de herşeyin kötüsünü düşünüp kendi haline şükretmek düsturum her daim...
Demek ki neymiş, efendi gibi yaz işte neyse meramın, ne migren di atakdı...
Al çek bakalım kuzu kuzu ağrını :)

4 Mayıs 2009 Pazartesi

Atak...

Başıma musallat migren atağı gibi...
Her atağın ne zaman geleceği belli olmayan, geldiğinden ortalığı dağıtan...
Giderken de, sırtımdan yükümü alıp giden hafifleten...

1 Mayıs 2009 Cuma

Cuma Tadında Perşembe...

Evvel arkadaşlar bilir, benim hamileyken üye olduğum bir Ankaralı Anneler grubu var, yani yaklaşık 5 sene olmuş üye olalı...
Orada yazışırsın, önce hamileliğini "ay bende şu oldu sizde de oldu mu hıııı nasıl geçti" türünden lakırdılar dolanır... Sonra bebeler doğar, sorular bitmez, bebe emzirilir, makinanın başına oturulur "yandım anam ben, bu çocuk çok ağlıyor, gazı var, yetişin......."
Çözümler bulunur senden önce anne olanlarla filan...
Sonra bu yazıştığın annelerle bir tanışayım bakayım ne menem kimseler bunlar, yazıda herkes sevgi kelebeği ama gerçekte bir tatmak lazım gelir diyerek...
Kafanın uyduğuyla sürdürürsün buluşmalarını, uymayanıyla yazışmaya devam edersin, yazıda herkes mıç mıç sever birbirini, karşılıksız beklentisiz bir sevgi yumağını dideler dururuz orta yerde...
Çocukların sıkıntısı bitince, artık benliğini bulur hatunlar, kendileridir arada yine çocuklarla sürer Ankan tebasıyla...
Blog maydanından Sardunya misal Ankan'dan, yine Terazinin Dirhemi oradan, Çınar'ın Günlüğü , Ankara Etkinlikleri-Deniz-Zeynep ve Nimetim...
Perşembe akşamı da biz eski Çınar'ın Günlüğü yeni Bebeğime Ne Aldım, Ne Alsam, ben, Müge, Terazilerin evdeyiz...
Çocuksuz buluşacağız, yine Ankan'dan Müge nin de önceki gün doğum günü, onu kutlayıp şöyle geniş geniş çocuğa "dur otur, elleme, arkadaşına zarar verme, gel buraya" demeden gırtlağımızı yırtmadan, oturacağız...
Bu arada Terazi'nin koca ve kızı bizim evde onlar da kocalar anlaştılar bebeler aynı yaşta filan...
Diğerleri de çocuklarını saçtılar geldiler...
Biz sonradan gelen Terazi'nin komşusu artık bizim de ablamız Nur Ablayla beraber beş hatun gece 00:00 a gelirken saatleeer, dedik artık kalkalım...
Çok şeker şerbet, bol sohbet ve sonu baileys li biten leziz geceydi...
Lazım böyle arada çocuksuz kendi başına takılınmalar...
Bu arada Terazi'nin balkonuna tam akşamüzeri güneşi vurmuş -çok da anlarmışım gibi- fotoğraf için ışık süper ben de balkonundan çektim kare kare...
Elimde de çocuğun eline vermezsin, o kalitede bir makina olmasa demek dünyayı sarsacağım da o var yetin Funda... (oldu)
Pasta da limonlu soslu niyetlenilip bir file limon heba edilince sosu değişen cheesecake :)

Can Dayanmaz...

Hayatı bu kadar seven, gülmeyi yüzüne yapıştırmış, keyifli, felekle dalga geçen ve sevgisi her yere yetenin hayatı, küslükle boğuşmayla geçmesi de ömrün ne yaman çelişkisidir..?

30 Nisan 2009 Perşembe

Tatil mi?

Bugün cuma tadında bir gün, hani yarın tatil ya o güzellikte ruhum...
Dün arkadaşımın gönderdiği önüme gelene anlattığım, benim meydan da önüme gelen kategorisine soktuğum yere dahil, haydi buyrun...
Temel bir gün yanına torununu almış ve askerlik anılarını anlatmaya başlamış:
- Pen askerlik yaparken savaş çıktı ve pizi savaşa cönderdular. Nasıl savaşıyoruz, nasıl savaşıyoruz. Aslanlar cibi. Tüşmanları pir pir öldüreyruz. Derken pir gün pusuya düştük ve bizi esir aldular. Cünler sonra düşman ordularının komutani celdi:
- İki seçeneğinuz var. Ya hepinizi öldürürüz, ya da tecavüz ederuz, dedi.
Temel`in torununun gözleri parlamış:
- Ee sonra?
Temel, lafı ağzından kaçırdığına pişman:
- Sonra hepimizu öldirdüler...

29 Nisan 2009 Çarşamba

17 Nisan Akşamından...

Anneannemizin doğum gününden...

İşte "ben" Konuşur Öyle...

Sen nasıl bir kadınsın, nasıl bir beynin var, o kelime dağarcığın ?
Nasıl bir hayalgücün?
Bilir misin, yazdıklarını okurken, kelimelerin üzerinden özenle geçiyorum, cümlelerin bitmesin, sayfalar tükenmesin, bitmesin istiyorum...
Öyle bir tüneldeyim ki okurken seni, ucunda ışık var ama iyiye delalet değil, biteceğe delalet okumamın...
Yazdıklarına roman demek haksızlık gibi...
Başka bir adı olmalı, henüz bulamadığım, isimlendiremediğim...
Bu kadar methiyeler yazdığım, kadın Elif Şafak...
Benim aklım almıyor bendeki bu sevmeyi de, kimisi sevmiyor hiç, demek beklentileri karşılama, ilgi ihtiyaç meselesi tamamen...
Belki de diyeceksiniz "amaaaaan ne altı üztü bir yazar işte roman yazıyor o kadar"
Ama belki de benden çok birşeyler buluyorum onda yazdıklarında...
Söylediklerim yazdıklarım, naçizane kendi düşüncelerim tabi, yineleyeyim yeniden de...
Şimdi son romanında "Aşk" ta demiş ki kuralların birinde:


"Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sen de korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok eğer, Tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve eşfkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir."


Üzerine konuşmaya ne hacet artık!

28 Nisan 2009 Salı

Kaçış mı? Sığınma mı? ("Hatıralar" Öykü Atölyesi)

Ne zaman hatırlanır hatıralar ya da ne zaman geçmişe dönülür, yad maksatlı...
Neşeli olunduğunda mı, durumdan memnuniyette mi, yok öyle birşey...
Ne zamanki mutsuzsun, o zaman dönersin geçmişine...
Geçmişte de öyle alelade yere değil, en mutlu olduğun ana, en yüzünün güldüğü ana, seni en çok güldürenin yanına konarsın kuş gibi...
Tepeden seyreylersin, bir zamanları...
Dedim ya, kaçış - hatıra - geçmiş adı her neyse...
Kaçış tabi, hiç yok deme itiraz da etme... Öyle... Biliyorum seni...
Popon sıkıya geldi mi, iki yüzün asıldı mı dön içe, git öte yana...
Allahtan var demek ki, mutlandıran durum eskilerden kalma, girebildiğin defter bir sayfası...
O da güzel tabi...
O zaman hatıra ne menem birşey ki, işine gelindiğinde hatırlanan, işler tıkırında giderken unutulan...
Nankör insanoğlu, hatıralarına bile belkide...
Belki de ...
Ama olsun sığınma limanı da olsa, kaçış da olsa durumdan iyi birşey demek ki...
Üstelik hatıranın varlığı, sana hiç içerlemeden kırılmadan her gittiğinde kucağını açan, sıcacık ev gibi, ana kucağı gibi...
Senin ona ettiğin nankörlüğü başına kakmadan dert etmeden
her defasında kapına geldiğinde geri çevirmeyen...


................


....................


.................


Ben aldım kahvemi, balkondayım, sigaraya gidiyorum...
Hatıralarıma da bir merhaba derim belki de...

Benim O :)

Bu şeker nesne benim gözlük kılıfım oluyor...
Kendisinden rica ettim, gece yarılarına kadar oturmuş yapmış bizim ahretlik...
Üzrine de aplike deniyormuş adına, benim gibi şeker birşey yapmış...
Koymuş kendi meydanına da...

Hani Olur Ya?

Bir sıtkı sıyrılır, bedenin ruhun, herşeyden benimki de o zahir...
Okudum ama yazmadım...
Baktım durdum hatta...
İşler de yoğun zaten ama -mazaret mi asla ve kat'a en iş olduğu zaman bile lost'u seyrederim yine de, yazarım meydana yine de- bir sürü malzeme birikti özellikle fotoğraf...
Bugün canlı, heyecanlı, her zamankinden daha umutlu gün...
Ha bir de kurt puslu hava severheyecanı oradan belki ...
Kim mi?
Buyrun benim işte o :)

24 Nisan 2009 Cuma

Bol Katılımlı Akşam...

"Bir de canım bugün arkadaş sohbeti istiyor, bol katılımlı, gülelim, eğlenelim, dedikodu yapalım, birbirimizi dürtelim, sevelim sevilelim..."
Demişim, 22 Nisan Dünya Günündeki yazımda...
Demek ki dilek kapıları açıkmış...
Bu akşam gerçekleştiriyoruz bol katılımlı sohbeti...
Sabahtan giriştim, dağ-tepe olan işlerime nefes almadan...
Onlar bitti, başkandan izin alındı...
Yemekteyiz programındakiler gibi, markete gidilecek, hazırlık yapılacak...
Akşamın tadına varılacak...
Haydi bana müsade...
İyi hafta sonları efendim, saygılar...

23 Nisan 2009 Perşembe

Yanıyorum Ben ...

Yanıyorum ATAM
Seni unutturmaya çalışanlar var...
Yanıyorum ATAM
İlkelerini, fikirlerini hiçe sayanlar var!
Yanıyorum ATAM
Bayramlarınla dalga geçenler var!
Yanıyorum ATAM
Nankörlük yapanlar var, göz göre göre...
Benimse ATAM
Ağzımdan adını bir kere zikredince, bir kere daha ATAM çıkıyor...
Bayramlarında, göğsüm TÜRK olduğum için daha da kabarıyor...
Kudretim asil kanımdan, biliyorum ATAM...
Senin gibi kahramanım var ATAM...
Çocuğumun da kahramanı mavi gözlü dev ATAM...
Hediye ettiğin bayramı çocuğumla doyasıya kutlayacağız ATAM...
Müsterih ol ATAM, bizler hala senin yolundayız...
Yolunda olacağız...

22 Nisan 2009 Çarşamba

Dünya' nın Özel Günü...

  • Bugün içine özenle, bile bile, gözüne baka baka, içine ettiğimiz, dünyanın günü... Takvim 22 Nisan "Earth Day" gösteriyor... Ne demekse? Sevin mi diyor beni, içine etmeye devam mı edin diyor, çocuklarınıza çöl mü bırakacaksınız diyor, her gününüz dibe vurarak mı geçsin diyor, beni batırdınız, siz de mi batın diyor, anlamadım... Kutlu olsun sevgili dünyam, güzel dünyam... Bebeme, onun bebelerine de yaşa, tatlı bal dünyam, bol su içinde, yeşil içinde ol, sağlıkla nice yüzyıllara DÜNYAM!
  • Hava yine kapalı, içimde kapalının bahar sevinci kıpırtısı dopdolu... Sevdiğim kapalı puslu havanın yanına da, kahveli şöyle güzel eski Türk filmi geçecek de bir güne gebe olsan... Olsan işte ne var?
  • Pazartesi hayatımın ikinci savunmasını vereceğim... Seviyorum atraksiyonu demek, yine hayatın ilk savunmasını verdiğimde okula bir sene gelme sen, dinlen demişlerdi, hani tavlada da der ya rakip, bütün kapılar doluyken, senin kırık pulun olur da karşındaki kendi kendine dolanır durur, sen git-gez der ya...
  • Bugün bebem, Anıtkabire gidecek kreşiyle, hatta yeni seçilen Belediye Başkanıyla beraber... Makina verdim öğretnenine çek bol bol diye... Çok sever bizimki Atasını zaten... Arada Yasin kitabını alır eline "Mehmet dedeme (bizim Bey' in babası nurlarda yatsın), Ayten Babaanneme (benim babaanneme nurlarda yat canımmm) Atatürk'e (nur ol ATAM) bir dua edeyim" der, açar kitabı mır mır okur... Sonra "ben onları çok özledim neden öldüler" diye bir iki döktürür... Her seferinde aynı şekilde açıklarım, sonra iş "siz ölmeyin yaşlanmayın beni bırakmayın"a döner sürer gider ucu açık cümle gibi...
  • Bu sabah gözlerimi şükürle açtım Bey' ime baktım, bebeme baktım, şükrettim sonra sevdiklerimin varlığına/sağlığına, sonra gülümsedim yandan yandan eğrilmiş gibi dudağım... Gülümsemem devam hala, hayata duruma...Böyle iyi oluyor, para parayı çekerken, benim gülümseme de gülümsemeyi çekiyor... Para gibi olmasa da, ruhen zenginim daha ne isterim...
  • Bir de bugün canım arkadaş sohbeti istiyor bol katılımlı, gülelim, eğlenelim dedikodu yapalım, birbirimizi dürtelim, sevelim sevilelim...
  • Haydi bakalım sevin sevilin, kucaklaşın, gülümseyin, haaa Dünyama da güzel davranın...

21 Nisan 2009 Salı

Kudretin Asil Kanında Mevcut Zaten...

Ey Sevgili...
Ömrün de kendin gibi asil ...
Lafın ayrı asil...
Sözün ayrı asil...
Sevişin asil...
Kavgan asil...


Bakışı güzel, gülüşü güzel sevgili...
Hele ki gülümsediğinde,
Güneş kıskanıyor yüzündeki ışıltıyı...
Kucağına her aldığında yavrunu,
Ona her bakışında gururun okşanıyor sanki...
Asil olmalı hayat ta kendin gibi...
Can sevgili, sen merak etme
Kudretin Asil Kanında Mevcut Zaten...

20 Nisan 2009 Pazartesi

Korkum da İtirazım da Var!

Hayatın tecrübesini bütün bu çizgi çubuklar, hamdım piştim, olgunum artık ve buna benzer cümleler...

Boşverin bunları bana palavra geliyor kızmayın...

Ben işin daha çok fiziki değişim boyutundayım belki ondan, sonra zaten illaki ben de kullanacağım yukarıdaki bahaneleri seve seve...

Korkuyorum ben evet, itirafsa itiraf korkuyorum...
Yüzümdeki değişimden, yerçekiminden, saçımdaki üçüncü tel beyazdan ve daha ileride olacaklardan...
Tabi isterim yüzüm dipdiri kalsın, saçım simsiyah, boyamama gerek olmasın...
Eski resimlerime bakıp, buramdaki çizgi o zaman yokmuş demeyeyim...
Metabolizma hızım yavaşlamasın, beden kitle indeksim kilo al sinyali verirken şimdi normal dengesinde durmasın...
Ordan burdan simitlerim çıkmasın...
Bir gün yemek yemediğimde yine bir kilo verebileyim...
Çok dertlendiğim T bölgem yağlı biliyorum dediğim, yağdan parlayan cildim için nemlendirici kullanmak zorunda kalmayayım...
Of kırışmasın cildim, kurumasın tenim...
Beyaz bulmayayım saçımda...
Elimin üzerinde kahverengi lekeler olmasın...
İtirazım mı... Yok? Haşa!!
Ama korkum var, evet korkuyorum, yaşlanmaktan korkuyorum ben...
Bugün böyle hissediyorum belki yarınlarda alışırım, hem Allah dağına göre kar verirmiş değil mi?
Ona göre ben de bu değişimlere alışacağım bir şekilde, belki yarınlarda..!
(Fotoğraf:Sinan Kestane)

Kabus MİM...

Elif'in bloğu okuyordum Mim yazmış madde madde korku filmi gibi...
Yazının sonuna geldim ki, üç pastan biri ben, hayde bre...
Yazalım bakalım...
1- Yıl sonunda zengin olmak koşulu ile, bir yıl boyunca her gece kabus görmek ister miydiniz?
- Çok mersi :) Tamam para güzel birşey hayal ettiklerim o kağıt parçasının bende olmasından geçiyor, parasız devran dönmez, fakat geceler de uzun kabuslar da hiiiiç çekilmez...
2- Kör olmakla sağır olmak arasında nasıl bir seçim yapardınız?
- Ne kadar incesiniz :) Ben duruma devam edeyim tamam işime gelmeyeni hem görmez hem duymazım ama durum betere gitmesin iyi böyle :)
3- Öleceğiniz anı bilmek ister miydiniz?
- Bu nadide soruyu da olumsuz cevaplayacağım ama yok istemezdim, gerek yok seviyorum ben sürprizleri...
4- Bu gecenin son geceniz olacağını öğrenseniz, birine söylemediklerinizden dolayı üzülür müydünüz?
- Yok üzülmezdim o eşekliği zaten ömrüm boyunca sürdürmüşüm, son gece kasmayayım kendimi. Herhalde habire helallik alırdım her önüme gelenden... Borcum harcım var mı onları sorardım yüklü gitmeyeyim öte tarafa... Ama sevdiklerimi özlerim ya ...
5- Bir yıl boyunca herşeyin mükemmel olduğu, ancak yıl sonunda o yılı unutacağınızı bile bile yaşanmasını ister miydiniz?
- Bu soruya olumlu cevap verebilirim evet... Ne olacak hatırlasan, zaten dönüp hatırlasan tekrar mı yaşanacak? Evet yaşayabilirim... Kabul...
6- Eviniz yanıyor, aileniz ve siz kurtuldunuz. Son bir kez daha eve girme şansınız olsa, neyi kurtarırdınız?
- Yetmez mi? Kalan sağlar benimdir ev mev hikaye can sağolsun...
Bu nadide sorulara cevap vermesini merak ettiğim;
bakalım ne diyecekler?

... bense 102 yaşındayım...


Böylesine hakikatli ve şimdiye kadar izlediğim, nadir iyi işlenmiş reklamdan biri olan bu reklamın arkasında bu marka ne kadar garibime gitse de...

Reklamın mesajına, konunun işlenme durumuna şapka çıkarmak lazım...
Sunmuş hayatın özetini...

16 Nisan 2009 Perşembe

...ANNEM...




Sensin yolumun ışığı...
Ömrümün en güzeli...
Yanımın yoldaşı, biricik dostum...
Sırdaşım, akıl hocam...
Canım herşeyim biricik annem...
Değil dünyanı, hayatını ömrünü erittin sundun önüme...
Dünyalara kafa tuttun benim için, arkamda kalem oldun hep dimdik...
Hiç belli etmedin annem kırıldığını, üzüldüğünü, hep içindeydi hayatın, çektiklerin, yaşadıkların...
Neler yapmak isterdim senin için bilsen...
Elimden ancak bu kadarı geliyor be annem...
Ama iste dağları deleyim, yoluna öleyim...
Canımın yarısı, ömrümün güzeli...
Milyon satır yazsam, sana ithaf...
Yine de anlatamam sana sevgimi annem...
Bilmiyorum sana layık olabildim mi annem?
Ziyadesiyle üzdüm seni hele ki gençlikte çokça...
Hep kendi bildiğimi okuyarak...
Ama kendim olmayı sen öğrettin bana be annem...
Hatırlıyor musun üniversiteye girmem için kayıt yaptırmamda beni, haritada yerini bile bilmediğim Bolu'ya göndermiştin?
Sonra babamdan habersiz sınava sokmuştun...
Hani hatırladın mı sınavın birinci günü sana telefon açmıştım...
"Umudunu kes anne ben kazanamam tatil yapacağım ben burada" dediğimde nasıl da ağlamıştın...
Nasıl bir yumruktu o ağlaman, bana annem...
Sonra o yumruk beni öyle bir tetiklemişti ki, birinci girdim ya okula annem...
Çalışınca, isteyince oluyormuş değil mi annem...
Ne sevinmiştik beraber, ne gururlanmıştın, gözlerin nasıl ışıldıyordu annem...
Sonra iş Bolu'ya gidip okumaya geldiğinde, nasıl aslan kesilmiştin göndermem tövbe diyen babama...
Haytalık yapıp zayıf getirdiğimde, erkek arkadaşlarımı tolere etmek de hep sana düştü annem...
Ömrün, hep kahrımızı çekmekle geçti güzel annem...
Seni anne olunca daha da bir anladım annem...
Anne olmadan önce gelseydi keşke aklım başıma...
Ah eşşek kafam dinlemedim ki hep pişmanlık duysam da her daim...
Ettiklerimi çekmedim mi annem seni dinlemeyip...
Ama keşkenin bizim hayatımızda yeri yok değil mi annem...
Senin emeklerinin karşılığını değil ödemek, düşüncesi bile aklımdan geçemez ki annem...
Benim tek derdim seni hiç üzmemek, seni hiç kırmamak...
Sen hep gül annem, hiç sönmesin gözlerinin ışığı annem...
Canım annem...
Cennetlik annem...
İyi ki doğdun, ömrüm ANNEM...

Foto Galeri Çeşme...


Mis hava...
Mis bol şekerli kahve...

Sahipsiz bekleşiyorlar...

Ahtapotlar kovadaydı sağolsun beyefendi onlarla poz bile verme inceliğinde bulundu...


35 yıl oldu hala poz vermeyi öğrenemez mi insan?

Canpare...

Çeşme' de Atom Çılgınlığı...

Sabah sabah iştah kabartmak değil amaç ama süren bir çılgınlık var haber vereyim dedim. Elçiye zeval olmaz...
Efendim Asuman ve Can çifti karar veriyorlar bir yer açmaya ve özel bir yiyecek olan "Atom" u hazırlıyorlar sunuyorlar...
Sandviç ekmeğinin arasında tavuk şinitzel var, üzerine lahana turşusu ama farklı ve sır sakladıkları sosla ve salatalık turşusuyla servis ediliyor...
Sırrını vermedikleri lahana turşusuyla olan sosun içinde mayonez-yoğurt tadı alınıyor gibi...
Ama lezzeti çok güzel millet deli gibi yiyor...
Çok prensipli bir iş yeri, küçücük ama tertemiz, dışarı servis dışında elaman çalışmıyor, yani mutfakta sadece ikisi var kimseyi sokmak istemiyorlar hijyen kaybolurmuş kalite düşermiş...
Öğlen diyeyim artık 11:00 akşam 19:00 arası çalışıyorlar...
Sene de iki kez birer ay kapatıyorlar...
Bir şehir efsanesi de olabilir güya 8 milyon dolar teklif etmişler devretmeleri için vermemişler...
Altın yumurtlayan tavuğu kesmem hesabı...
Tabi ne kesecek ben de olsam ben de kesmem...
Atomun fiyatı 3,5 TL.
Yolu düşenler mutlaka deneyin.

(Fotoğraftaki parmak arası, benim çakmak oluyor)

15 Nisan 2009 Çarşamba

Ev Tipi Ekim Zamanı...

Öyle kötü bir huyum var ki...

Herşeyi ister heveslenir başına geçer hevesimi aldım mı sıkılırım evet maymun iştahlıyım ben...

Kendimi grup terapisinde sandım bir an, ecnebide olur ya yuvarlak şekilde sandalyeler konulmuş, herkes ben buyum, ben şuyum itiraf ediyor, sonra başlar sallanıyor helal olsun manasında, fonda alkış güruhu...

Ben de evet itiraf ediyorum sandalyemden ayağa kalkıp, alkış lütfen...

Küçükken de reklamlarda ne görürsem isterdim ama alakalı alakasız, buzdolabından tutun araba lastiğine kadar...

Rengin de bana çekmiş sırf "bana da alır mısınız" demesi kafi...

Yalnız o kötü huya karşın, şöyle bir güzellik var karşısında, tezat...

"hıı tamam alırım" deyince susuyorum, hala bile :)

Rengin' de öyle şimdi...

Ben bunu bizim Bey de oturtana kadar canım çıktı "ya diyorum he de geç ben o zaman susarım". Başlarda garip geliyordu " o zaman isteme" yok onu da bünyem kabul etmiyor... Alıştı şimdi de "tamam" diyor, geçiyoruz...

Misal, şimdi dikim zamanı başladı ya, fideler meydana çıktı, her yerde bir tohum, bir ekme biçme, toprak satışları, bir el atmak lazım...

Aslında iki sene önce de aynı halta kalktım ben, kilo kilo toprak taşıttım Beye, yazık o da birşey olacak sandı sonunda... Sonra balıkçıların hani balık koydukları beyaz strafordan kapları vardır, en uygunu onlardan aldırttım eve geldi...

Balkona koyduk domates, maydanoz vs. bir kaç birşey ektim...

İlk heves suladım filan e yine suladım yine hiç bir gelişme olmaz mı beni de teşvik edici...

Olmadı cılız cılız maydanozlar bir türlü çiçek vermeyen domates...

Ürünümü yiyemeden heba oldular anlayacağınız...

Üzerine bir de o strafor kaplar tabi toprakla da doldu oldu mu sana, zebellah gibi ağır... Haydiiii Bey bunları taşısan bak balkon kepaze oldu da diyemiyorum. Yedim bir halt kendim temizlemem lazım...

Ama insaf, vicdan ve bilumum insani vasiflara sahip sevgilim Bey artık onları sırtladı da attı... Bir dolu laf yedim o kadarı da hakettik...

Şimdi efendim yenilen pehlivanın güreşe doymadığı hadise bende de vuku buldu bu sene, yine dürttüler beni ekim dikim işine atıldım hayırlı uğurlu olsun...

Menümüzde cherry domates, köy biberi, roka, maydanoz, çilek var... Bir de kokusuna öldüğüm fesleğenim...

Bu sefer bu hevesimde sebat edeceğimi umuyor mahsülden yemek üzere bilahare beklerim efendim...

Biber ve çilek ekilemedi toprak yok kap yok :)

14 Nisan 2009 Salı

Biliyorum Bildiğimi Hem de Deli Gibi...

Bilmiyor muyum?
O kadar can sıkacak konu var ki ararsan üzerinde efkarlanacak hatta…
Oysa biliyorum ki… amaaaaaan defet başından bulutların kara olanlarını…
Efkar efkarı üzüntü üzüntüyü çağırıyor her daim…
Bırak para parayı, sevinç sevinci çağırsın…
ömür dediğin iki günlük değil mi yarına ne olacağı belli olmayan,
O halde ne bu surat asıklığı ne menem bir somurtma
Küs müyüz?
Yok yok tövbe kabul etmem…
Ben seni sen beni severken hayat da bu kadar güzelken, gel yamacıma geeel, öpelim yanaklardan hatta alalım üzerine birer makas bitti gitti tamam bu kadar işte…

Kabul Buyurursanız...

Bu güzel ağacın her bir dalı yorumlarıyla, telefonlarıyla herşeyle her daim yanımda olan herkese benden naçizane...
Kabul buyrun efendim...

Büyük Hazinesin Daha Ötesi Var mı?

Evvel ezel sabahları uyanınca afyon patlatanı anlamadan, her sabah şen şakrak uyandım uyanırım ama bu civelek sabah zaten var olan sevinç enerjimi daha da katlamama sebep işte...

13 Nisan 2009 Pazartesi

Hayra mı Alamet?

Hayra mı şerre mi yorulmalı bilmiyorum fakat şöyle bir muhakeme ettim konuştum "ben" le...
Bir nevi kemal durumu yani bende erilen...
Kendime de nazar etmeyeyim çalışın sizde de olur tabi ne diyeyim, böyle evvel zamandan olurdu birşey olur ,aman takarım takarım, bir de bir geniş hayal dünyası hatta sahnesi, senaryo üzerine senaryo, nasıl bir kuyu dibi çık çıkabilirsen durumu...
Bu mıç mıç sevgi kelebeği şekline döndüğüm kozamı yırttığım an milat demek ki benim için...
Misal bizim Bey, başımın etini yer, kötülemek gibi olmasın, öğreten adam söylenir söylenir söylenir soğumaz hiç...
Küserdim, kırılırdım, dedim ya o yürütülen senaryoların haddi hesabı yok, en olmadık ya da değmeyecek toğlu iğne başı mevzulara...
Bugüne bakıyorum Cinderella' nın peri annesi sopasını bana da savurdu zahir, böyle yırttım kozamı çıktım içinden, böyle önden taktım elimi düğmeleriyle birlikte yırttım attım gömleğimi üzerimden...
Aman da ne iyi etmişim, hatta sabah yine böyle servis bekleme esnasında Beyle ufak onun tarafından monoloğuna maruz kaldığım -kendimi de nasıl madure yaparım ama- anın ertesi unutup sırnaşırım çok sever ya daha da delleniyor insan :)
Belki de yine en sevdiğim huyuma kavuştum ,dipten çıktım, "unutma", unuturum balık gibi hemen olumsuzu ama yapılan kötülüğü sadece kocamda da her kişide de...
Sonra hep olumlu, hep hayr, hep iyi, diye diye de olabilir mi ya da sığınmakla şartsız koşulsuz Yaradan'a...
Sebep bulmak değil amaç tabi aslolan sonucun sefasını sürmek...
Başlığın cevabı da evet hayra alamet...
Hem de dibine kadar iliklerine kadar...

Ben Yokken...

Cereyan etmiş hadise...
Hem de en keyiflisinden geldim ki yorumlardan baktım baktım sevindim bir daha baktım...
Hemen bakıyoruz kimlerden gelmiş?
Layık görmüş arkadaşlarım vermişler ödülü ben de onlara dağlar tepeler çiçekler gönderiyorum kabul buyururlarsa :)
Bu çiçeklerden de yanına ödül ekli yeni açmış ağaçları topuyla paslıyorum herkeslere :)

11 Nisan 2009 Cumartesi

Kime :)

Malum bu hafta bulunmam nedeniyle Çeşme diye başının etini yerim meydanın...
Biricik tek çarşını turlarken bir telefon baktım kim arar diye Özii ararmış...
Sık sık yazıştığımız ama seslerimizi henüz duymadığımız telefonu açınca da eskilerden beri konuşuyormuşcasına hemen ısındığımız bu sesin sahibi Öziiymiş :)
Merak etmiş canım bizi...
Konuştuk konuştuk güldük öptük birbirimizi bebelerimizi sonra Mayıs' ta görüşmek üzere yüz yüze kapattık telefonu...
Sonra ben kıyıdayken bir ağaç dibindeydiler bu papatyalar özii demişti ki bir ara bir yazısında papatyayı severim...
Çekeyim hediye edeyim arkadaşıma dedim ben de...
Sonra da essahını takdim ederim öziicim :)

Rüzgar Değirmenlerini Görünce Tamam Diyorum...

Geldik artık Çeşme' ye...
Eski yolu daha çok seviyordum bu otoban olmadan önceki halini gidişin Çeşme'ye...
Efendi efendi gidiliyordu eski sahil yolundan, evlerin ağaçların arasından, sağında denizi seyrede seyrede ki vardığında girilecek olan o denizin de heyecanı basıyordu ruhu...
Şimdi yalandan oldu gidişin haşmeti görkemi, yok ki bir gördüğüm eskiden kalma bu değirmenler...
Onları görünce bile seviniyorum elimde kalan budur diyerek, hoş Çeşme' nin eskisini özlüyorum ben, şehir olmuş en mini minnisinden, dağ taş ev eskiden amcamların eviden öte ev yoktu, yol yoktu ki ne evi...


Yağmurla gittik yol boyu, çok da severim hele ki cama vuran sesini, hiç bir ses olmasın dinle sen, yıka ruhunu o camdan akan yağmurun sıyrılışıyla camdan...
Öyle de yaptım, arındım gittim, zaten binbir ruh hali bedende ama en iyilerini seçerek korudum özenle, sonucu da aynı özenle geri döndü ektiğini biçersin zaten değil mi mantığıyla...

Fakat yolun ruhu yok ne fena...
Bana göre hareket edenin de olduğu gibi etmeyeninde var içinde, o ruh dediğim yaşayandan...
Allahaşkına bakınsanıza ne ruhu? Boş yol işte, hız yapsın arabalar ya da bağlasınlar otomatik pilota sabitlesinler hızlarını, gitsinler şeritler boyu...
Dağlara bak bak dur...



Rengin?
Çok sıkıldı tabi Ankara'dan başladı ne zaman gideceğiz Çeşme'ye türküsüne, hava karanlık olunca cevabı bile ona uzak demek ki her dakika aynı soruyu sordu yavru...
Sonuç mu?
"Yapmam" dedi "kendi çocuğuma yapmayacağım ameliyatı başkasının çocuğuna da" dedi ya işte o anahtar cümle miydi?
"Kendi çocuğuma yapmam ben bu test sonucundan"
Sonra bir müjde daha aldık en güzelinden en temizinden, anlatırım onu da şimdi sabah indim daha haneye, beni bekleyen işler bir yana, otobüsün yolda arızalanması, diken üzerinde en fazlası on beş dakika süren uykumun sabahı, beden yorgun, ruh aynı güzellikte, yüz mü gülüyor tabi neden gülmesin :)
Bu arada eminim dualarınız/dualarımız açtı önümüzü, temennileriniz varlığınız çoook uzaklardan yanındayız hissini vermeniz...
Çok teşekkürler minnetler daha ne diyeyim varlığınız güzel sizler gibi :)

6 Nisan 2009 Pazartesi

Aman da Kimler Gelmiş :)

Sağdaki 2 yaşındaki şeker kız şimdinin 5 yaşındaki şeker kız sahibi bir anne...
Hani bol mkitarda Rengin in kankası diye bahsettiğim yavrunun annesi oluyor kendileri...
Yeni bir blog açtı kendine adı da güzel kendi gibi...
Kendilerine hoşgeldin aleme derken, akan giden hayatın tam ortasından el sallar öpücüklerimi gönderirim...
Hoşgeldin Fadimenin akrabası :)

Telefon...

Bugün yorumlara bakarken bir yorum KOZA dan...
Telefonumu istiyor hayr olsun dedim iş yerinin telefonunu yazdım maile...
Birazdan KOZA' nın sesi...
Kendisi bana bıcır bıcır demiş ama o kendi bıcırlığı neşeli şeker bir hatun sesi :)
Tabiat Ana'yı da alacak bir gün kahveye misafirim olacaklar...
Merakla bekliyorum :)
Blog arkadaşlarımla yüzyüze tanışma fırsatım olacak...
Sizleri de beklerim efem :)

Ortaya Karışık...

@ Dün akşamdan endişesi bastı Obama geliyor bizim yollar kapalı Rengin kreşe nasıl gidecek, biz işe nasıl gideceğiz, yollarda telef olacağız diye...Boşa kurmuşum, trafik hiç olmadığı kadar açık yollarda da şimdilik bizim güzergahta bir kapanma yok, kapanma güzergahında yaşıyor ve çalışıyorken hem de...
@@ Yine sevgi kelebeği gibiyim, hayat güzel, herşey süper, şükürler olsun diye dolanıyorum, evet ben böyleyim karamsarlık cübbemi terk ettim, bazen efkarlanmayı özlemiyor da değilim hani ama bir aşmışlık var serde...
@@@ Konuyla alakalı değil benle hiç değil aklıma geldiğinden tamamen...
Polyannayı kaçırmış kötü adamlar ormana götürmüşler, tabi sonrası malum, o esnada polyanna ne demiş?
- Ohh açık hava, mis gibi oksijen :)
@@@@ Yarın sabah yolcuyuz Renoyla, ama o babası evde tek başına kalacağından ziyadesiyle üzgün "ne yiyip ne içecek babam, iyisi mi sen git ama sen de çabuk gel seni de özlerim" diyor...
Oldu kızım, ben gider gezer gelirim, sen babanı yalnız bırakma :)
@@@@@ İznimi yazdım masamdaki işleri hafifletip öyle ekran karşısında blog okuyasım var...
Yazı bitti, aradan kaç dakikaysa geçti, baş camdan dışarı çevrildi kiiii, nasıl bir yağmur, en sakin makamdan -hangisi ise o- çalar gibi, ahenkle yağıyor çıkıp ıslan ben yağarken dercesine...

5 Nisan 2009 Pazar

Dingin Pazar...

Bu hafta sonunu babasız geçirdik...
Kendisi oryantiring hakemi ki ben de ama beni yazmıyorlar nedense, kendisi gidiyor müsabakaya ben yok...
Dün bütün günümüzü evimizin dibindeki parkta geçirdik, artık perişan eve gelir gelmez kucağımda sızdı hanım...
Bu sabah da mutfakta sütünü hazırlarken, anneannesini aramak istediğini söyleyince bizimki tamam dedim ama bulabilecek misin?
Bulurum dedi A dan tanıdım, ne bileyim ben o A' nın arama yapılanlar listesinde değil de rehberin başındaki A olduğunu :)
En son benim adım şu babamınki bu hatta soyadımız şu annem içerde bana süt hazırlıyor diye süren konuşmaya zor yetiştim neyse onu noktaladık aradık anneannemizi teyzemizle beraber geldiler tabi anneannesini parmağında oynattığı için bizimki er vakit parkta aldılar soluğu...
Şimdi küçük hanım banyosunu yaptı saçlar kurutuldu koklandı mis olmuş sonra baktım ki tv karşısında sızmış...
Şimdi tabi kuzu anne yatağında uyumakta, bana da sabah okumadığım gazeteleri okumak vazifesi düştü ne yapayım gideyim de vazifemi yerine getireyim bari...
Pazar huzurlu geçsin ki hafta içi şehir değiştirilecek ora bura derken yorgunluk tabi ona şarj olmak lazım...
Fotoğraf; haftalar öncesinden...

3 Nisan 2009 Cuma

Hani Kalbim Pır Pır Ediyordu Ya :)

Hemen sabah yazdım kalbim bir başka çarpıyor mutluyum siz de mutlu olun şükredelim diye :)
Devam arkadaşlar devaaaaaaaaam :)))
Haftaya ameliyatımız özel bir hastanede olacağı için, para istiyorlar tabi köfteler, anlaşması yok KBB nin SGK ile...
Ha deyince de o kadar parayla dolaşılmıyor, bulunamıyor malum...
Neyse uzatmayayım, artık para bulmaya da gerek kalmadı Ankara' daki doktora da hastaneyede...
Çeşme' de benim üç amcam ve kabilesi yaşıyorlar bilenler bilir, benim çeşme 6 aylıktan bu yana her yıl gittiğim yerdir...
Az önce amcam aradı ve kızımla Çeşme'ye gidiyoruz salı günü ve İzmirdeki KBB merkezine çünkü onların orada artık aileden biri gibi olmuş bir doktorları varmış ona götüreceğiz ameliyat bile derlerse ssk mızdan yaptıracağız...
Ve de yine tesadüf buradaki amcamın Çeşme' deki yazlığına salı günü gitme günüymüş, arka koltukta da yerimiz hazır :)
Daha ne isteyeyim içim rahat kalbim rahat hayat güzel kızım güzel ben güzel :)

Beni Böyle Havalar...

Sokuyor havaya...
Gerçekten normal insanların açan güneşte içi açılırken, benim de hafif puslu arada bulut arasından kafasını sokup çıkaran güneşli olan havayı hele de arada eserse de hafif bir rüzgar değmeyin keyfe...
Havadaki o kokuyu seviyorum ah bir de deniz kenarı olaydı...
Güzel bugün güzel, içim iyi diyor, isteklerimi istedim şükürlerimi ettim bekle dedim her an iyi haberler geliyor...
Kapıda hatta sıralanmışlar...
Hatta ortada folun ne de yumurtanın olmadığı halde, bir sevinç sanki bir heyecanlı yürek çarpıntısı, içinden kelebekler uçuşması, yüze yapışan dudağın kenara kaykılması tebessümü...
Daha iyisi var mı?
Sen de silkelen okuyucu, aç içini sök içinden olumsuzlukları, karamsarlıkları, varlığa sağlığa sevdiklerine herşeye herşeye şükret, yayılsın tebessüm hafif hafif yüzüne...
Ben hep öyle yapıyorum...
{Fotoğraf:Ercan3 teşekkürler}

2 Nisan 2009 Perşembe

Koca Bir Kandırmaca...

Sahi hayat...?
Sen krem şanti misin?
O kadar albenili görüntüne, kabarmış, mağdur duruşuna bakınca kandığım...
Oysa ki kaşığı değdirdiğimde de o ihtişamının kaybolmasına bakakaldığım...
Yoksa koca bir kandırmaca mısın?

"Zibidi" ler...

Ankaralılar bilir Tunus caddesinde gittiğimiz doktorun muayenehanesi, çıktık oradan saat oldu tabi 16:00...
Rengin' in kursağına o saat itibariyle giden birşey yok, gelirken otobüste de istifra etti ayıptır yazması...
Yürüyecek gücü de yok yavrunun ama ben onu Tunalı' ya götüreceğime tokalar, taçlar ve çok istediği dönen etek (dönen etek= kendi etrafında döndüğünde etek kenarının fazla fazla dönmesi) alacağıma söz verdim...
Kucağımda Rengin, yanımda annem Rengin' e habire seçenek sunuyoruz yavrum şunu mu yersin, bunu mu yoksa onu mu yersin diye...
Tam sokağın başında ilerliyoruz çok afedersiniz daha neler söylemek geliyor da dilden ama el yazmaya gitmiyor, bunu diyeceğim, iki zibidi ellerinde ekmek arası, kenarda oturmuşlar, annem Rengin' e en son "ne yersin yavrum" dedi...
O iki zibididen (ay gerçekten daha fazlasını hakediyorlar) biri diğerine "ne yersin yavrum" dediiiii...
Ben beş on metre geçmemiştim ama zaten ameliyat demiş çocuk o saate kadar birşey yememiş, bitkinlikten yürümeye takati yok bir de bu laf...
Döndüm geri geldim kucağımda Rengin...
"Ne şimdi bu bana izah eder misiniz beyler nedir bu durum, rica ediyorum büyüyün artık ,o zamanlar çoktan geçti, laf atmalar, saçmalamalar yapmayın bakın, sizler de böyle ana baba olacaksınız, adam olacaksınız, biz kime neyi emanet ediyoruz ya da hangi evlatları! yazık çok yazık size de sizin gibilere de" dedim...
Sıraladım, taramalı tüfek gibi püskürttüm mermilerimi ama kesmedi ki, zaten gerginim bir temiz sopa da atsaydım hah o zaman kendime gelirdim...
Ben en iyisi Rengin'i aikido ya göndereyim, benden geçti de, o dövsün böyle durumlarda...
{Fotoğraf: fotokritik Evren Çil... Teşekkür ederim...}

1 Nisan 2009 Çarşamba

"Ulu" sunu Dinlemeyen Ulur...

Aslında nereden başlasam, gerçi ben de yazıyorum hastalık, siz okuyorsunuz hastalık, biliyorum bayıldık karşılıklı ama şu tarafından da bakarsak olaya Rengin büyüyünce okuyacak ya "annem de iyi yırtmış kendini" diyecek :)
Neyse efendim biz inşallah sorunumuzun çözümünü dördüncü doktorda bulduk... Yine büyük konuşmayayımda...
Dün gittik şu annemin başta gidin diye kendini paraladığı doktora...
Kendisi Bayındır hastanesinin doktoru aynı zamanda özel bir Tıp Merkezinde de çalışıyor prof.Dr.Mustafa Çalgüner...
Baktı baktı...
Hemen tüp hem de derhal dedi...
Ayrıca geniz eti de temizlenecek ve hem orta kulak iltihabi hem de orta kulak iltihabı...
Yine bir dolu ilaç -çünkü iltihaplar kurumadan ameliyat edilemezmiş- önümüzdeki salıya kadar kullanılacak, yine kontrol ve sonunda hemen ameliyat...
15 dakikalık bir ameliyat dedi ama hazırlan uyu ameliyat uyan derken...
Sağlıkla çıksın da bu derde de şükür, buna da seviniyorum...
Destek olan, arayan soran, yorumlarıyla yalnız bırakmayan, düşünen dua eden bütün arkadaşlarıma can-ı gönülden teşekkürler...
Sizin de işleriniz rast gitsin "of" bile demeyin daima...
"Sonradan Not: Başlık annemin diline senelerdir pelesenk olmuş, bizim de duymaktan kulaklarımıza yapışmış bir söz"