Sabah babamın raporunu halletmek üzere hastanedeydim...
Hastanenin behçesinden girince daha yeni ama iki-üç ay öncesine döndüm neler geçti gitti diye çok şükür buna da tabi...
Yalnız pazartesi hastanelerin çıldırdığı günmüş yeni öğrendim çünkü bizim iş hep cumaydı nispeten daha tenha...
İşimi halledemedim tabi o kadar saat oturmaya bilgisayar sistemi çökmek suretiyle emelime erdiremedi beni ama ben hallettim ilaç işini...
Orada içim şişti resmen, bölüm radyasyon onkolojisi olunca gripten insan yok orada hepsi maskeli...
Bir nebze büyüklere alışıyor insan da çocuklara ne demeli?
Bu sabah da sözleşmiş gibi her yandan maskeli bir bıcır çıkmaz mı karşıma?
Allahım ne şekerler hiç biriyle göz göze gelmemeye çalıştım yoksa tutamam kendimi...
Şiştim çıktım dokunsalar gideceğim, sonra kenarda bir kadın, yanında iki sakinleştirici insan evladı ama nasıl bir ağlama, dövünme değil o kadar asil...
Haydaaaa zaten durumum berbat bir de bu o sırada annemle telefonda kouşuyoruz kendimi de zor tutuyorum kadının yanına gitmemek için olmadı beraber ağlarız ben de açılmış olurum...
Allahtan öğlen arası kızlarla buluştuk da unuttum o saatleri...
Hoş insan beyni de enteresan, daha hastanenin kapısından ilerledin mi hafifliyor, 100 metre git birşeycik kalmıyor...
Hayat kaldığı yerden devam, tabi olmak da zorunda...
Kızlara fotoğraf makinanızı getirim dedim, dediğime hem sevindim hem pişman oldum bütün konu makinalar oldu harala gürele geçti o kadarcık saat...
Olsun o da yetti...



















