26 Mayıs 2012 Cumartesi

...Behçet Restaurant...

Sene 80-83 arası...
Ankara' daki şimdiki Ulus Yüzüncü Yıl çarşısının olduğu yerdeki pasaj yıkılıp da, bizimkilerin dükkanı dağılınca, babamın aklına nereden geldi bilinmez belki bilinir de sormadığım bak nereden çıktı Bodrum hikayesi diye...
Babam o zamanın ciddi paralar harcayıp Bodrum' a çok lüks bir restaurant açıyor, adını da kendi ismini vererek "BEHÇET RESTAURANT" koyuyor...
Evi barkı da taşıyoruz, o zaman altı yaşlarındayım Fulya doğdu belki de bir sene sonra da olabilir net hatırlamıyorum...
Hatırladığım oradaki günlerim hayal meyal...
Marinanın karşısındaydı dükkan çok da büyüktü , çocukken bir de daha da büyük görünür ya herşey göze...
O zaman babam 29-30 lu yaşlarında...
Tek başına akıl ediyor cesaretine şaşkınım, diyorum ya ciddi paralar, birinci sınıf bir mekan, iç mimarlar içini dekore ediyorlar filan Bodrum' da tek...
Babam ki o zamanın verdiği o yaş cesaretiyle ailesinin oraya o kadar para gömme gel memlekette birşeyler yap uyarılarını dinlemeyip geliyor gurbet ellere...
O zaman Zeki Müren ülkenin paşası Bodrum'un da incisi rahmetli...
Bizim dükkanın da gediklisi...
Babama da bayılıyor Behçetçiğim diye diye her gece dükkanda alemde...
Beni de Behçetçiğimin kızı diye seviyor filan, o zaman Bardakçı plajı var, orada her zaman gittiği mekana bizim dükkandan masa sandalye özel götürülüyor Paşa'ya izzet ikram...
Oradaki evimizi hatırlıyorum, ekmek fırını vardı yokuş çıkılan sokağın hemen başında, ellerim yanardı ekmekleri sardıkları kağıdın altından, torba da yoktu demek ki o kadar yaygın...
Beyazla sarı karışımı saman kağıda aceleyle sarmalanmış, kuyruktaki diğerlerini bekletmemek için savuşturulmuş iki sıcak ekmekle o yokuşu tırmandığımı hatırlıyorum...
Mahalledeki çocuklarla, tarihi sarnıçlar vardı o yaz sıcağında sepserin, içinde sesimizin çınladığı sarnıçlarda oyunlar oynardık...
Sonra elle ilmek atardık sonu bir yere varmayan, belki de varırdı hatırlamıyorum ama en hızlı ilmek atan olduğumu hatırlıyorum...
Yazın bir şey giymezdim öyle üst baş üzerime mayodan başka, ayaklarımda da şipidik bir terlik, marsık olmuş bedenim, oradan oraya koşar oynardım...
Sahilde tahta sandalyeleriyle çay bahçeleri, ortada tepede asılı televizyonlarda Hababam Sınıfı, Gırgıriye' de Şenlik Var filmlerine denk gelirsem en mutlu olduğum zamanlardı,  sandalye kapar kenarda oturur seyrederdim boynum yukarı bakmaktan tutulmuş halde...
Hem güzel günlerdi hem acı oradaki günler...
Sonu hüsran oldu dükkanın, hep derim ya benim kaybolan bir fotoğraf çantam var, içinde de hayatım diye işte onun içindeydi oradan olan fotoğraflar, dükkanın açılış için hazırlanan davetiyesi...
Çok güzeldi çocukluğum, çok özeldi, farklıydı, iyisiyle kötüsüyle ama hep çok sevgi görmüş haliyle...
O zamandan bu zamana gitmedim hiç Bodrum' a...
Pazar akşamı iş yerinin bir semineri dolayısıyla gidiyorum...
Çok değiştiğine eminim eminim de marina duruyordur herhalde yerinde ve de onun karşısı gidince hatırlarım elbet gördüğüm yeri unutmam bir daha...
Gittiğimde marina'nın karşısına kondururum BEHÇET RESTAURANTI...
İçeriye babamı...
Ve her zamanki masasında oturan Zeki Müren'i...
Click to enlarge image eski-bodrum-06.jpg

21 Mayıs 2012 Pazartesi

Afyon Patlaması O Ne Ola?

Sabaha, gecenin körü diliminde hazır oluyorum sanırım ki Bizim Bey in dediğine göre enerji hapı içmiş gibi oluyorum her sabah aynı performans olmasa da tray lay lom bugün de yeni güne başladık hey çucukum yanımda, bey, annem, kardeşim, kendim sağlıklı nidalarıyla ilk işim radyosuz yapamadığım mutfakta Nihat' ı açmak Rengin' e süt yapmak...
Sonrası anneme kızımı teslim etmek servise yetişmek yerime oturduğumda da işle hemhal olmak...
Fakat en güzel yanı iş yaparken zamanın nasıl geçtiğini farketmemek...
Gerçi iş vesilesiyle hergünkü telefon mesailerimi yapamıyorum o kısımdan dertliyim her bir telefonumun maşallah kırkbeşer dakika olduğu varsayılırsa...
Geçtiğimiz hafta Rengin' in öğretmeninin rahatsızlığı nedeniyle raporlu olmasından çarşamba ve cuma misafirimdi fotokopiden sorumluydu kendisi ama ne mutluydu o da yeter...
Ne diyecektim diye başladım ki bu yazıya geveliyorum neyse öyle işte keyifler ala şükür...







17 Mayıs 2012 Perşembe

Yorumsuz...

Ay Lav Yu Aleeeex....

Yine Aynurum yetişti imdadıma...
O protokolden olsun diye uğraştı ama olsun kale arkası olsun bizim olsundu...
Sürprizimdi annemle Bizim Bey' e...
Yağmur bizi korkutsa da maç boyunca yağmadı üzmedi bizi...
Çok maçtan anladığım söylenemez ama ofsaytı bilirim...
Fakat stat ne şahaneymiş o atmosfer o tezahüratlar...
Keşke çalışıp gitseymişim...
Ayaklarımın altları patlamak üzere zor attık kendimizi eve...
Ses filan kalmadı ama cidden hem sonuç anlamında hem de yaşadığım o an en sevdiklerimle...
Çok güzeldi çoook...


10 Mayıs 2012 Perşembe

"Funda Bey Ben..."

Atıl bölgeler iyiymiş çalışma hayatında...
Adına halk dilinde sürgün denilen yerden bahsediyorum...
Hatta ve hatta ben orada iki buçuk sene duracağımı bilseydim şimdiye ikinci çocuğu da halletmiş olurdum diyorum...
Burası ayağımı sürümüş gibiyim değil buraya yazı yazmak alnımın yazısı değişti desem..?
Ev işi iş işi iş işi...
An itibariyle bu ve devamındaki kahvelerde iki ayağımın üzerinde sekerken güne başlama vaktidir deyip kolları sıvamak zamanıdır...
Radyoda hafif tango esintisinde türkçe söylerken dün en son ilin birine dediğim laftır başlıktaki...
Şimdilerde bizim burada Funda gibi beyefendi ol diyor herkes birbirine...
İşte kurt kocamaya başlaaaa....



4 Mayıs 2012 Cuma


Allah' ın rızasını kazanmak için...
Affetmenin büyüklüğüne ermek için...
Cennet'te affedenlere bahşedilen köşk için...
Kul olmanın şartındandır diye...
Kalbi temiz tutmak için...
Nefsin, şeytanın, kötülüğün şerrinden korktuğumdan...
Hakkımda açılan davaları, haksızlık edilen kimi durumlarını, açılan manevi tazminat davalarına dolaylı olarak karşılık vermeyi reddediyor, herkesi, her şeyi AFFEDİYORUM....
Allah' tan affımı dilediğimden affediyorum...


2 Mayıs 2012 Çarşamba

"Ben de Onun İçin Geldim Ya Zaten..."

Pazartesinin Salıya bağlandığı gece gördüm rüyayı... Salı günü gezdim lale gibi etkisinden kurtulamadım...
Rüyamda iş yerinin kampı gibi bir yerdeyiz...
Daireden iki arkadaşım sana sürprizimiz var sürprizimiz var diye heyecanla yanıma geliyorlar...
Asansörle 9. kata çıkıyoruz odam o kattaymış...
Asansörden iniyorum odaya girdiğimde o iki arkadaşım da birden peydah oluyorlar odada...
Haydaaa diyorum siz nereden çıktınız asansörde kalmamış mıydınız?
Sana sürprizimiz var diyoruz diyorlar yatağı gösteriyorlar...
Yatakta ATATÜRK yatıyor...
Solumda kalıyor yatak bakamıyorum o yana...
Atatürk kafasını çeviriyor neden bakmıyorsun diyor bana...
"Memleketin içine s.çtık hangi yüzle bakacağım Paşam" diyorum başım yerde...
Sonra cevap veriyor bana:
"Ben de onun için geldim ya zaten..!"


25 Nisan 2012 Çarşamba

Ortadaki Benim Kız...

Okulun ilk senesindeki heyecan, hazırlık aşamasındaki katılımımın olmaması dolayısıyla çok atarlı değildi bu yıl...
Sürprizdi gösteri de son ana kadar dansı da...
Misafirdik veliler olarak...
İzlediğim coştuğum aferin benim kızıma diye naralar attığım bir 23 Nisan' ı daha devirdik devamı o koca akvaryumda son bulan...





20 Nisan 2012 Cuma

Huzur mu?
Burada asıl...
Herşey yalan anasını satayım...

İnşallah içi de dışı gibi huzurludur da...



Sonra gerçek hayat; 23 Nisan provaları...
Rengin Hanım ortada kıvıracakmış bu sene bakalım, sabah kuaförden başlarız artık...

18 Nisan 2012 Çarşamba

Baraka mı Denmişti Benim Depoma...

Densizin biri demiş, çalıştığı yer de baraka işte diye...
Ne ayıp...
Ekmek parası kazanılan yer, namusuyla çalışılan yer, çöplük olsa ne, baraka olsa ne, akıllı bina olsa ne...
Hah şimdi akıllı binadayım prestij mi kazanıyorum...
Gidilecek yerin herkesin toptan sarılacağı 2 metrelik kumaşla aynı yer olacağını özümseyemeyen bu da kul işte, egosuna yenilmiş...
Bu hafta akıllı binadan uzağım, evdeyim anneciğimle kızkardeşim şehir dışına gidince yavruya eşlik etme durumu dolayısıyla evde Rengin hanımlayım...
Gitmeden tembihlerimi de aldım, kızım evdesin hergün bir işin ucundan tut...
Tuttuğum uçlar sırasıyla kahve fincanı ucu, bilgisayar ucu, tv kumanda ucu, bolca telefon kulaklığı ucu...
Diğer uçlar da Allah'a emanet tutulur elbet...
Ayrıca kör tuttuğunu da öpermiş aklıma geldi bu da...
Anneciğimin doğum günüydü dün Allah başımızdan eksik etmeden sağlıkla uzun ömürler versin canıma...
Dün annemle kardeşimi otobüsün kalkacağı yere bırakmadan önce sürpriz yapıp, dedim gideyim porsiyonluk bir pasta alayım, otobüsteki görevliye vereyim yolculukta kutlasınlar...
Rengin'in yemeğini okula bıraktım, gittim evin oradaki avm den aldım pastayı, tam çıkacağım otoparktan geri geri çıkacakken önümden bir çift giriyorlar içeri elele, "nasıl bir aşk la bu" dedim, dedim de arkadaki araca da bindirmişim, geri sinyali de duymadım hatta nasıl dalmışsam gidemeyince anladım çarptığımı...
İndim bir güzel baktım çizmişim güzelce 3 ay önce alınan, bizim beyin gözü gibi baktığı arabaya...
Sonra işte cana geleceğine mala gelsin dedik...
Çok hızlı kullanırım arabayı kimse binmek istemez genelde, hele de annem...
Fakat kazaları da hep 10 km nin altı hızla yapmışımdır, Allah kaza bela vermesin o da nazar boncuğu olsun diyelim ne diyelim...
Bu arada Rengin Hanım anneanneye küs beni terk etti diye...
Annen var ama yanında diyenlere anneannemi annemden daha çok seviyorum dedi geçende ohhhh eyvallah...

10 Nisan 2012 Salı

Biliyorum Geçecek...


Günaydın ilk depodaki gün gibi yabancı misafir alışma...
Alışılacak olacak bir ben değil ki binadaki benim gibi olan bütün arkadaşlarım aynı hisleri yaşıyor...

9 Nisan 2012 Pazartesi

Yeni Bina... Yeni Yer... Eski İş...


Sanki ilk günkü gibi işe başlamam...
Yazı yazacak olsam unuttum gitti 2,5 sene oldu dile kolay...
Bina değişti şimdi Samsun Yolu'ndayız...
Çevresi bakir ulaşım beter bir sürü olumsuzluk...
Şimdi misafir gibiyim, bina anlamında, fiziki şartları süper olsa da ilk günkü huzursuzluk çekingenlik hasıl bünyede şu an...
Gerçi arkadaşlardan yabancı kimse yok üstelik diğer binalardaki arkadaşlarla da aynı binadayız...
Fakat şu an misafir hissine devam...

5 Nisan 2012 Perşembe

Allahım Hakkımda Hayırlı Olana, Gönlümü Razı Et...

2009 senesinin Temmuz ayıydı yanlış hatırlamıyorsam, Kızılay binasında çalışırken depoya gönderilmiştim...
Okullar için beden eğitimi malzemesi dağıtıyorduk yardım için...
Çok kötü bir ruh halindeydim, onca yıl Kızılay' da çalış alış, sonra 19 Mayıs Stadyumu'nun içinde bir barakaya git...
İlk zamanların öfkesini, üzüntüsünü zor attım üzerimden...
En kötü huyum her şeyle gönül bağı kuruyor olmam...
Kızılay' da arkadaşlarım da, masam da, bilgisayarım da, o da, bu da, şu da hep gönül bağımın olduğu şeylerdi...
Ve ben o bağı kolay kıramıyorum...
Depoda başlamamı takip eden Eylül ayının 18' inde babamın  III.safha Tonsil CA olduğunu öğrendikten sonra,  depo da, gönül bağları da hemen silindi kafamdan...
Sonrasında yaklaşık 1-1,5 senedir arabamız yoktu, Ağustos ayında hiç hesapta yokken edindik...
Eylül 18' den itibaren kemoterapiler, radyoterapiler, sıklıkla yapılan doktor ziyaretleri hep o arabayla olduğu gibi, deponun yerinin Gazi Hastanesi' ne yakın olması ve arkadaşımın beni maksimum idare etmesiyle tedavi süreci tamamlanmıştı...
Hoş 2010 Eylül 1' de babamı kaybedene kadar...
Demem o ki bizler için kötü hal görünen işler, ileride olacakların hep hazırlığı gibiymiş, her iş bir hayra vesile oluyormuş...
Bizim için pek hayırlı sonuca ulaşmadı ama ben depoda olmasaydım ve o araba olmasaydı süreçteki koşturmalar güç olacaktı...
Sonra ben o depoyu çok sevdim, bahçesini, yazın suladığım güllerini, çamlarını, açık havasını, dinginliğini, huzurunu, dairenin o sıralardaki huzursuzluğunun olmaması hallerini...
Şimdi Samsun Yolu'ndaki yeni yerine taşınan iş yerine geri dönüyorum...
Ve evet ağlaya zırlaya mızmızlana mızmızlana gittiğim depodan, aynı şekilde ayrılıyorum...
Pazartesi olduğunda, keşke diyorum bir telefon gelse ve telefondaki ses "Funda depoda duruyorsun" dese...
Fakat bu sefer dua ediyorum sürekli:
"ALLAHIM HAKKIMDA HAYIRLI OLANA, GÖNLÜMÜ RAZI ET"







4 Nisan 2012 Çarşamba

Yeni taşındık şimdiki eve 1 Şubat itibariyle...
Eski oturduğumuz evin iki kat üzerine...
Elektrik faturamız her ay efendi bir meblağ olan 60 civarı geliyordu problem yok...
İki kat yukarıya çıktık, eve herhangi bir elektirikli aletten yana ekleme yok, kıçımızda da motor yok elektirikli...
Peki fatura ne 180 ...
İtiraz edildi filan saat söküldü, yenisi afillisi takıldı, takma parası da faturaya takıldı 41,89...
Bu ayki 170 liralık faturadan düşsek 41,89 lirasını işte kalanı yine kabarık fatura...
Yine itiraz tabi, telefondaki hanımefendiden 13 gün içinde sonuç gelecek cevabı, bakalım...
Aklım almıyor tabi bu kadar fahiş bir artışı, hele de telefondaki sesten saat okumada bir problem yok harcamışsınız lafına ayar olmayı saymazsak...
Acaba bu elektrik SA oldu olalı bizdeki gibi yükselen değerli faturanız var mıdır?

2 Nisan 2012 Pazartesi

Allah'a Hergün Dua Ediyorum O Çantayı Bulabileyim Diye...

Belki de hepten kafayı yer kulum diye mi düşünüyor ki?
Ezel Ebedi bütün fotoğraflarımın aile efradından tutun da eğitim öğretim ergenlik çocukluk akraba talukat hepsinin fotoğraflarının bulunduğu yazlık keten bir çantamın içindeydi bütünü...
Çantamsa kimbilir nerede...
Bağıra bağıra gitti...
Ciddiyim hergün dualar ediyorum elime geçmesi için...
Ümidimi kaybetmiş değilim...
Bulduğumda sevinçten ne yapacağımı hayal bile edemiyorum...
Bugün babamın amcasının oğlu ki uzak gibi görünse de amcam o benim Turgay amcamın facebook hesabından fotoğraflar yüklediğini görüp artık dilenircesine babamla olan fotoğraflar var mı isteğimi kırmayıp daha sonra daha da yüklerim deyip bir tane paylaşmış...
Ardından benim de çekildiğini bile unuttuğum hatta o halimi desem yeri bir fotoğraf daha...
Bunlara bile altın bulmuş gibi sevinen ben çanta çıksa karşıma aklımı oynatırım herhal diye düşünüyorum...



28 Mart 2012 Çarşamba



"Ne senden rüku artık, ne de benden kıyam. 
Bundan sonra; selamun aleyküm, aleyküm selam." 
Fuzuli

26 Mart 2012 Pazartesi


Behzat Ç. için otururken gördüm...
Yalnızım da, üzüntüm bir yerde şaşkınlığım bir yerde aldım mutfağa götürdüm...
İki senemizi birlikte geçirdiğimiz Cafer devrini kapatmış olduk...
Hayır o değil de ben balıkların gittiklerinde gözlerinin kapandığını sanıyordum, uyurken açık olduğu için giderken de açık demek ki...
En önemlisi Rengin' e haber vermekti...
Babası da seyahatte...
İş başa düştü, sabah ilk alarmı mutlak iki kere ertelerim, onardan yirmi dakika hazine gibidir gitti yirmi dakikam...
Baktım ki Rengin yanımda gözlerini açmış, şimdi içeri gidecek Cafer yerinde yok kendi karşılaşacak...
Anlatmaya çalıştım, on beş dakika iptal ağla ağla içi çıktı...
Neyse atmayacağımıza, onu beraber gömeceğimize karar vererek dindirdik kendisini, aramıza sonradan katılan annemle birlikte...
Yalnız anneanneyi kapıda karşılarken ona da sarılıp ağlaması annemin de gözleri doldurmasın mı...
Alışınca kötü oluyor evet...

14 Mart 2012 Çarşamba

Babamın Tedavisinde Sıkça Yaşadım... Tıp Bayramının Kutluluğuna...

Bugün tıp bayramı...
Bir de kağıt katlama ustası Akira Yoshizawa' nın 101. doğum günü...
Bu sabah serviste radyodan rahmetli Dr.Aydemir Yalman' ın kanser tedavisi sürecinde meslektaşlarını hasta gözünden gördüğüne dair onlara yazı bıraktığını dinledim...
Meraklandım okuyunca da çok üzüldüm, tabi ki hemen babamla tedavi sürecine geri döndüş, gözyaşı, sigara efkar filan amaaaan...
Bizim de can babamın kanser tedavisi sırasında yaşadığımız ve bir çok kimsenin yaşadığını çok güzel kaleme almış...
O nedenle tıp bayramını kutlayanlara selam eder, kimsenin başına gelmesini asla temenni etmediğim yalnız kendilerinin sevdiklerinin de başına gelebilme ihtimali göz önüne alarak kendilerini Sayın Yalman' ın serzenişlerini kaleme aldığı yazısında değindiği konulara davet ederim naçizane...

9 Mart 2012 Cuma

Sevgililer Günü Akrostiş' imiz...

Sevgililer günü için sınıfta yapılan çalışmadan Rengin Hanım'dan payımıza düşen dizeler...






Kaynak; burası...
Akrostiş / İlkleme, bir şiirde dizelerin ilk harflerinin yukarıdan aşağıya doğru sıralandığında anlamlı bir sözcük meydana getirmesidir.
Divan edebiyatında akrostişe muvaşşah ya da istihrac denir.
Eski Yunan ve Latin edebiyatında akrostiş "üç dize" anlamına gelir.

8 Mart 2012 Perşembe

Kadınlar Gününde Yapılacak Kıyaklar...

Madem cennet anaların ayağı altındadır...
Madem kadın çiçektir...
Madem kadın iyidir, güzeldir, hastır...
O zaman bugün neler yapılabilir onlar için kıyak manasına gelebilecek...
Benim aklıma gelenleri yazacağım hatta aklıma sonra gelenleri de eklerim siz de aklınıza gelenleri yorum atarsanız yazıya ekleyeceğim...
Bakalım neler çıkacak...

__ Bugün çalışan kadınlara komple izin verilmeli mesela...
Ha diyeceksiniz ki çocuğunuzun öğretmeni kadın, o da izinli eee çocuk ortada, yok erkek öğretmen sınıflarına pay edilsinler bir günden bir şey olmaz...
__ Bütün sinemalar her seansları kadınlara açılsın ücretsiz olsun mısırları da koltuk kenarlarında hazır edilsin...
__ Akşama yemek yapmak yok onu da ileteyim de...
__ Telefonlar bugün bedava dememe gerek yok herhalde...
__ Benim de kıyak diye sıralayabildiğim maddelere bak hayal gücümün sınırı masamın bitişiyle eşkenar zaar...
__ Bitti abi bitti, sizlerden gelenlere bakacağız aklıma sonradan gelirse ki inşallah yazacağım...

Meslektaşım ve arkadaşım Semiha' dan da şu öneri geldi bana uyar :)
"canım bugün işe gelmeme kısmına katılıyorum. bayan öğretmenlere gelince onlar zaten kar, kış, sömestr vs tatilleri var. o yüzden bugün
en çok sevdiğim bir yemeği dışarıda yemek olabilir,
yada ücretsiz otobüs seyahati olabilir
yada markette 30 tl üzeri alışveriş yapana ücretsiz bir kozmetik olabilir"

7 Mart 2012 Çarşamba

"Rengin Dur Annem Sabah Sabah Kırışığım Açılmadı Daha..."

Sabahın körü 07:30 civarları...
Hanımın elinde telefonum Mehmet Turgut olacak benim kızım bu gidişle...
Gerçi kadraj ayarı filan o kadar usta ki...
En sevdiği iş fotoğraflarımızı çekmek onları birleştirmek ayarlarıyla oynamak sonra Facebook da paylaşmak...
Bazen diyorum "Anneciğim bu fotoğraf olmaz hocam var listede o var bu var ayıp olur" anca durdurabiliyorum...
Bu sabahkine de eh peki dedik...
Bu arada ne kadar babacı bir kızım var onun fotoğrafının boyutundan da belli olduğu üzere...

6 Mart 2012 Salı

Hediyeee...

Muhtelif zamanlarda takdim edilen hediye paketini kabul ederken mahçup olduğum, başkasına verdiğimde ise kendimden çok sevindiğim hadisenin en büyük handikabı zamanından önce alıp dayanamayıp zamanından önce vermemdir...
Kayseri ağzıyla "Şipilik" deniyor bu benim yaptığımın adına...
Şipilik  baba memleketim Sivas ağzında hoppa demekmiş...
Anne memleketim Kayseri' de işgüzar, her işe atlayan ve yakın manalarında kullanılıyor...
Sık sık bu lafın Kayseri ağzı manasına yakışır işler yaparım, kendi kendime hallenir, atlar işleri yapar eder, üzerime vazife bilir falan filan...
Şimdi de ta ta ta Eylül 22' de canım babamla doğum günleri aynı olan kuzum Rengin' e hediyesini aldık iyi mi...
Ben bizim beye demiştim zamanında bi alevlenmişti yok artık diye, o da yavaş yavaş bana benzemeye başladı (aklıma koyduğum anında olmak zorunda) baktım gittiği iş seyahatinden beni arıyor ben buldum bundan alayım mı?
Al dedim bebeeem al, korkak alıştırma elini...
Halbuki ben ikinci elini bile alabilirdim meblağı yüksek diye...
Neyse hazır, paketlendi, heyecanla 22 Eylül' ü bekliyor, göstermek vermek nasip olsun da inşallah...
Kullanmak da...
Bizim Bey' e de geçen sene babalar günü hediyesini iki hafta öncesinden alıp hazır edip ondan önce heyecanlanıp veren de aynı kişidir bu satırları yazanla...

5 Mart 2012 Pazartesi

Acun Gibi Oldum Farkındayım Her Yandan Reklam Fışkıran... Ekmek Parası İşte...

Sabah Sabah içimi fışkırtan bir rahatlık, bir sürpriz beklemede gibiyim...
Böylesi sanal huzur hele hele pazartesi, herkesin sendrom dediği ama benim sevdiğim bir gün aslında...
Herkese iyi haftalar dilerken, sendromlardan sıyrılmış mutlu mesut geçecek günle işleriniz yolunda gitsin o zaman...



 

3 Mart 2012 Cumartesi

Miskin...

Aygaz gerginliğinin ardından sütliman ortalık şükür...
Aynı akşam bizim beyi iş seyahatine göndermemiz ve kar sebebiyle burnumuzun ucunu evden dışarı çıkaramamız neticesinde ana kız evdeyiz...
Annemlerle evcilik oynuyoruz mütemadiyen ne yapalım....
Bu hafta sinema planımız vardı Renginle, yapamadık yarın olmazsa kar, gerçekleştiririz gibi... 
Gerçi pazartesine de sınavı var, çalışmak da lazım...
Önümüzdeki durumlara bakacağız...
Geçende Aynur ablayla birlikteydik, o der her zaman, insan aklı pamuk ipliği ne zaman kopacağı hiç belli olmaz diye...
Sonrasında intihardan açıldı konu, edenlerin de kimbilir nasıl kapandı gözlerindeki perde, dilleri nasıl lal oldu, akıllarına nasıl bir durgunluk geldi de o yola girdiler...
Sonra aklıma benim ortaokulda bir denemem vardı o aklıma geldi...
Salak saçma bir mevzudan annemden de nasıl korkarım babamdan da tabi...
Döktüm salondaki masanın üzerine ilaçları, renklerini beğendiklerimi attım ağzıma ama midem de bulanmasın diye her bir tabletten sonra mandalina portakal hazırlamışım onlardan birer tane atıyorum...
Zehirin panzehiri gibi...
Sonra ben nerden baksan bi yirmiyi bulmuşumdur adette...
Sonrasında uyku bastırdı, yattım uyudum kalktım...
Hiçbir şey olmamış gibi...
Nasıl bir bünye varsa bende de...
Ondan beridir ilaç yutmak benim için ölüm, yutarken elli şekle girerim, öğürürüm, böğürürüm, sıkıntı çokça, o zamandan kalma...
Allah kimsenin aklını pamuk ipliğini kopartacak raddeye getirmesin, akıl sağlığımız bize kalsın son nefesimizi verene dek...


29 Şubat 2012 Çarşamba

Adamın Dibisin Aygaz...

Çok değil 45 dakika kadar önce kardeşimden bir telefon tüp gaz kaçırıyor diye...
Ses panik, durumu anlatamıyor ortam karışık, ben ne yapması gerektiğini anlatamıyorum detandörü çek çıkar diyemedim...
Allahtan hemen önümüzdeki apartmandalar, koştum vardım yanlarına...
Apartman görevlisi, apartman sakinlerinin bekleyişi...
Aygaz bayii arandı tarafımdan en az beş kere, apartman tarafından da...
Sakin bir bayan sesi dedantörü çıkarsanız hiç birşey kalmayacak, ben yönlerdirdim hanımefendi diye ama o ses tonuyla yönlendirse gelecek adam işin vehametini anlamaz ki öyle sakin, aman ne var altı üstü gaz kaçırıyor hep telaş hep telaş...
Tamam hanım ata binmediysek de bokuna da basmadık değil ya!
Onu akıl edebiliyorum ama annem yemin verdiriyor aman ha tüpe dokunma diye...
Neyse gençten bir efe geldi...
Abicim sen dişi ağrıyan hastanın doktor kapısında ağrısının geçmesi misali tüpteki kaçak sen dur!
Hay anasını sayın seyirciler lan biz bu kadar tantanayı tedirginliği boşuna mı çıkardık da yaşadık...
Baktı bizim efe tüpe bir şey yok dedi gidecek meyil etti kapıya...
Kardeşim mutfağa girdiğinde ışığı yakmayın isterseniz çok gaz kaçağı oldu...
Bizim efe ne dedi...
"Abla ne korkuyorsunuz isterseniz siz kapıyı kapatın ben çakmağı çakayım burada"
Allahımmmm dedim, o an nurla doldu etraf, sırtı yere gelmez işte Yurdumun insanının bu akılla...
Dedim tüpü değiştirin, o giden gazlar eskinin küçük altın parasıyla tıslaya tıslaya havada şimdi...
Dedi efe, benim yapabileceğim bir şey yok bayii yi arayın...
Ama abi o kadar efe söylüyor ki gel abla döv beni bir de üzerime tükür diyor bana bak dedim onu biliyoruz  da sen ne dikleniyorsun...
Neyse aradım bayiiyi, uykusunu bozmuşum da, sıcak yatağından kaldırmışım gibi bir ses tonuyla ve tavrıyla olan hanıma anlattım derdimi dedi müşteri hizmetlerini arayacaksınız 444 4 999...
Aradım ve anında tüpümüz değişti...
Bu kadar tantanaya bir telefondaki Deniz Hanım sağolsun...
Yoksa bu bizim efe tüpten için hiç bir şeyi yok demez mi?
Neyse sayın AYGAZ şikayet olarak mı algılarsınız tavsiye mi lütfen dikkate alıp gereğini yapınız...
Bayiinizden bu konudaki hassasiyetsizliğinden hiiiiç memnun değiliz...
Bu geceki olayda sınıfta kaldı...
Lütfen hizmet içi eğitimlerinizle donanmış, özellikle beşeri ilişkilerde kendilerini geliştirebilen, daha anlayışlı hoşgörülü ve güleryüzlü insanlarla çalışınız...
Müşteri hizmetleri olarak bugünkü krizimizi çözdüğünüz ve bizleri daha fazla dert anlatmak zorunda bırakmadığınızdan ötürü de teşekkürlerimi sunuyorum...
Kabul buyurunuz efendim...

16 Şubat 2012 Perşembe

Tembel miyiz? Duyarsız mı?

Kaç zamandır aklımda olup da fırsatını bugün bulabildiğim, bir iş gerçekleştirdim...
Başlangıçta tabi ki Gamze için, sonrasında bütün hastalar için kan verdim...
Aslında bir elin verdiğini, öbür elin bilmemesi gerektiğine inananlardanım...
Fakat konu hakkında söyleyeceklerim var...
İbni Sina Hastanesi hemotoloji bölümünde alınıyor diye yazıyor kaynaklarda...
Ben de saat yanılmıyorsam 11 sularında gittim...
Hemotoloji bölümüne günaydın böyle böyle ilik nakli için gerekli kan bağışında bulunmak üzere geldim...
Karşımdaki hanım bir aşağı kata inmem gerektiğini, iç hastalıklar (dahiliye) bölümü 13 numaralı odada Yeşim/Yasemin (ismi ikisinden biri) Hanımı görmem gerektiğini söylediler...
Eyvallah...
İndim aradım buldum...
Yeşim/Yasemin Hanım bana bir form uzattı doldurdum, elime iki adet tüp verdikten sonra ilk girişteki yere gidin kan verin dedi...
Peki dedim sonrasında gidiyor muyum...
Hayır dedi, o tüpleri bana getireceksiniz...
Verdim kanımı, aldım tüplerimi, bir elimde koca palto, hırka, çanta, öbür elimde koluma pamuk kıstırmışım falan pejmurde, dökülen ben, odaya girdim verdim tüpleri, tamam mı dedim...
Tamam dedi, hanımefendi...
Döndüm işime...
Bakınız ben gönüllüyüm, kanımı verip hayırlı bir işe vesile olmak maksadıyla oradayım...
Kapılardan karşılama beklemiyorum ama oradan oraya da sürüklenmemeliyim...
İnsanlar işlerinden güçlerinden zaman ayırıp, zamanla yarışarak geliyorlar, bir oraya bir buraya gitmemeleri lazım...
Ha derseniz ki devlet hastanesi ne bekliyordun canım?
O zaman da gönüllü olunmaz, yapılsa da içine gönül koyulmaz diye düşünürüm...
Bir de naçizane bu işin pazarlaması daha janjanlı olsa keşke diye düşünüyorum...
Tembel milletiz biz...
Hani Kızılay'ın kan bankası araçları, işlek yerlerde konuşlanıyor ya, acaba dedim tabi ki olabilecek gibi mi onu da bilmeden konuşmak istemem ama öyle bir tertibat işlek meydanlara kurulsa, herkes saniyesinde iki tüp kanını verse gitse...
Bir de konuyla ilgili (Gençlik ve Spor Bakanlığı'na) kurumuma bir mail attım...
Kurum olarak kan verelim, hem diğer kurumlara örnek olalım, hem de bu büyük bir insanlık yardımıdır şeklinde...
Mailime cevap gecikmedi, gerekli yerlere iletildi şeklinde, inşallah hayata geçer ve katılım sayısını arttırırız...
Bütün hastalara hayırlı şifalar dualarımla...

14 Şubat 2012 Salı

Yemek... Yapmak... ve Ben...

Öyle her yemeği annenden beklersen, ohhh dayamışım sırtımı dersen, 37 ni doldurduğun an itibariyle, yaptığın etli lahana sarmasını da, bokunda boncuk bulmuş bebeler gibi sevindirik olursun böyle...
Ne zaman büyüyeceğim ben ki acep...
Talimat veriyordum anneme anneeee eti çıkardım şunu yapar mısın...
Canım annem de zaten söylemeden yapanlardan...
Allah ondan razı olsun bin kere...
Bugün Rengin'in beslenmesinde ev yemeği var...
Küçük hanım da etli lahana sarması istedi...
Anneme dedim ki ıspanak var pırasa var onlardan yesin...
Kıyar mı kuzusuna "oturup çekirdek çitleyeceğine otur da akşama sar"  dedi...
Ama asansörün kapısında da neyse dedi eti çıkar sabah geleyim de yetiştireyim öğlene...
Ben dedim yaparım bu işi...
Pratikte bir numaram olmayabilir ama teorim iyi...
Yaptım...
Fakat benim için annemin onayından geçmesi en mühimi...
Du bakali ne olacak :)

13 Şubat 2012 Pazartesi

Bir Kutup Ayısı Eksik...

Herkeste olduğu gibi gün, erken başlıyor bizde de...
Bugün sabahtan nüfus müdürlüğüne yeni ikametimizi bildirmek için uğramam lazım...
Onun öncesinde muhtardan alınan belge apartman yönetimine imzalattırıldı, herşey tamam..(!)
Allahtan mesaiye başlama saatleri 08:00 miş yoksa bekleyecektim neyse çok kısa bir sürede gittim görevlinin yanına Qmatik ten aldığım sıra numaram geldikten sonra...
Benim o muhtardan alınan kağıdımın üzerinde muhtarın imzası var kaşesi yok...
Hey Allahım zaten atla deve iş yapmıyorsun Sayın Muhtar, yaptığın işi de adam akıllı eksiksiz yapsan ne vardı?
Gerisin geriye döndüm tabi...
Dedim bir poğaça alayım...
Cüzdanımın fermuarının tutacak deri kısmı cart diye elimde kal!
Allah Allah dedim hayırdır sabaha iyi başladık...
Ring servisine de 45 dakika var, otobüse bineyim o halde zaten saat daha 09:00...
Ben büyük bir güvenle bindim otobüse, ilk koltuğa koydum çantayı, çıkarttım cüzdanı, kartı koyduğum yerdeki rüzgar yüzüme vurdu birden...
Derken orada iki genç kızdan biri hiç bir şey söylemeden kartını uzattı, gülümsedim aldım geçirdim aletten, şoför sevimli(!) bir ses tonuyla paso demez mi?
Oldu dedim tüy diktin...
Bir kere daha bastım...
Tabi bu kadar tantanaya Sıhhıye' ye geldik, kızlar inmek için yeltendiler ben de uzattım parayı ne olur dedim al bunu...
Al dediğim para 10 TL aksilik bozuk yok...
İki kere de basmışım kartından mağmaya doğru yol alıyorum zaten, almam da almam, ya kızım öğrencisin al işte koyma beni zor durumda...
Almadı indiler...
Deliye döndüm nereye koydum kartı hay Allah derken...
Bir ışık yandı kafamda,  attım elimi paltonun cebine...
Ne buldum dersiniz?


Geçtiğimiz Perşembe yürüdüğümün resmidir...

10 Şubat 2012 Cuma

Seni Unutmadım... Kandırıyorum Sadece...



Beynimin bana oynadığı, Ali Cengiz oyununa isteyerek karşılık veriyorum...
Bırak beni yendiğini sansın...
Yoksa unutur muyum seni...
Kokunu...
Sesini...
Boyunu posunu...
O iki elinle saçlarını geriye itişini...
Kravatını bağlayışını...
Sadece çok düşününce  seni, kuyudan birinin boynumdaki ipten, beni dibe doğru çekmesini önlemeye çalışıyorum aklıma her geldiğinde, ötelemeye çalıştıkça seni...
Son halinle değil de, o kapılardan sığmaz halinle aklımdasın, hep o tok sesinle...
Ne diyeyim ki köpekler gibi özlüyorum seni...
En çok da sarılmayı özledim, bir de sesini...
Başım yastıktaydı az önce, uyuyakalmışım kanepede, almış gibiyim de uykumu....
Baktım kelimeler bulut olmuş tepemde, sonra bir el tuttu ensemden getirdi makinanın başına, sanırsın bütün gece bebekler gibi mışıldadım...
Şimdi bir sigara tellendirmek istedi canım, şöyle gruba karşı savurayım dumanını, soğuğun da etkisinden kesilmesin duman, karışsın gözyaşıma salyama sümüğüme...
Şimdiki karıştığı gibi, bir duman eksik...
Rengin kaç gündür soruyor "Anne doğum gününe ne istersin" diye sonra "Biliyorum ama sakın kocaman bir öpücük deme ben başka bir şey soruyorum" diyor...
Diyemiyorum ki "Bak anneciğim annen tekrar babasının kucağındaki yerini almak istiyor, babası onun saçlarını okşasın istiyor, dizinde yatsın istiyor...........
Ama sen yine de bana kocaman bir öpücük ver anneciğim...
Dedenin yerine de................................"

8 Şubat 2012 Çarşamba

Hemşerim Yolculuk Nire?





Bunlar kaldırımda, biz yollarda... Bu işte bir terslik kokusu alıyorum... Yürürkenki zorluklardan bahsetmiyorum bile...

6 Şubat 2012 Pazartesi

İnsanın Kızkardeşi Mimler de Aman da Aman Kardeşim de Neler Yapmış Denmez mi?


Mimsever saymıyorum kendimi...
Arada oluyor da, ne bileyim zaten malum iç çamaşırıma kadar döküyorum maşallah ortaya...
Kızkardeşim beni mimlemiş cevaplarımı da merak edermiş...
Sorular var...
Abla olduğum için istediğim soruya pas deme hakkım var...
1-) Sence Çok Anlamlı Bir Söz...
"Hayırlısıyla"
Bu söz eklenmedi mi temennilerin ya da yapılacakların arasına, huzursuz oluyorum...
Bknz:Rabia...
2-) Makyajda Olmazsa Olmazların...
Hiç bir zaman pür makyaj olmadım...
Ne fondotenim oldu, ne pudram, sadece üniversite mezuniyet balosunda kullandım bu ikisini de...
Lakin maskarasız olmaz, sonra çok doğal renkte bir ruj yetmekte, bir yere gidilecekse de şeftali allık...
Yalnız öyle uyduruktan marka olmayacak bunlar, tövbe kullanamam...
Ukalalıktan filan değil, psikolojik belki de malesef kötü takıntı diyelim...
3-) Uyguladığın Güzellik Tüyosu...
Her sabah yüzümü saf zeytinyağı sabunuyla yıkarım, üzerine de rosense nin gülsuyuyla temizlerim...
4-) En Sevdiğin İçecek...
Türk Kahvesi
5-) Nefret Ettiğin Birşey...
Nefretlik duygularına haiz değilim...
Bknz: Rabia...
6-) En Çok Sevdiğin İltifat...
Yok öyle birşey, utanırım duyduğumda zaten...
7-) Favori Kitabın...
Çok okur, çabuk unuturum...
Hatta gecesine bitirir, sabahına unuturum, ne yazarı aklımda kalır, ne kahramanın adı ne fena...
Ne yalandan bir durum ama eski okuduklarım daha çok aklımda mesela...
Orhan Pamuk' un tüm kitapları...
Kürşat Başar' ın "Başucumda Müzik"...
Murathan Mungan In Son İstanbul ve Paranın Cinleri...
Perihan Mağden' in "Biz Kimden Kaçıyorduk Anne" hala aklımdadır mesela çok etkilenmiştim sonra "Ali ile Ramazan" var şimdi aklıma gelenler benim kitapları bir daha okumam lazım böyle sorunca çıkmaz ne film ne kitap ne şarkı...
8-) Sana Görünüş Olarak Yakın Bulduğun Ünlü...
Pas... Benzemez kimse bana tavrıma yandığım...
9-) Herkesin Beğendiği ama Senin Sevmediğin Bir Ürün...
Aklıma gelmedi bak kibarlığımdan pas bile demedim...
10-) Şu An En Çok Almak İstediğin Kozmetik Ürünü...
Yok şükür istediklerime sahibim...

Memnun kaldınız mı Fulya Hanım?

4 Şubat 2012 Cumartesi

Reklamlarında Tablet Miktarını Ayarlamak Kolay Olmayabilir Diyen Pril'in, "Sıvısı" Çıkmadan Önce Tabletinin Olması Ne Talihsiz Bir Durumdur..?

Çok tatlı bir arkadaş grubumuz var...
Beş aileyiz...
Aynı iş yerinden...
Ayda bir toplaşıp, yiyip içip, gülüşüp, bebişlerini sevip hasret giderip, dönüyoruz evlerimize...
Bugün de öyle bir gündü...
Beyler maç izlerken, biz de çocuklarla birlikte toplaşıp da sohbet eder iken, konu kocalardan, sevgililerden ve onların gününden açıldı...
Kesinlikle yalandan olarak nitelendirdiğim, şahsım adına, işin tamamen para harcayın günü post makinasından şifrenizi girin, olmadı nakit akıtın tarzında geçirilmesi şart koşulan gün işte, sıradan...
Kızlardan biri kocasına iphone 4 almak isterken, diğeri ihtiyacı olan gömleği alacağım dedi, ben de yok bir iş dedim ne lüzumsuzdur gereksizdir bu hareketler...
Ama dedi telefon alacak olan, sevgili ruhumuzu kaybetmeyelim, sevişgen olalım, gezelim elele kolkola, hayatı bayram şekeri kıvamında yaşayalım...
Bu kadar abartmadı da ben salladım şimdi ona...
Anlamak istediğim ya da ben mi salağa yatıyorum, bu evlilik işinden sonra sevgili sınıfından mezun oluyorsunuz...
Bu iş sınıf sınıf, hazırlık flört devresi...
Birinci sınıf, evliliğin ilk evresi adaptesi sınıfta kalması, yaz okulu filan olabilir...
İkinci ve üçüncü sınıflarda da tökezlemeler olabilir aman diyim...
Gerçi bu işin zinciri, çekme halatı, takozu olsa taşıyın kullanın diyeceğim ama elde malzeme de olsa olmasa da duruma intibak etmek lazım...
Sonraki dönemler, mezun olduktan sonra sittin sene okuma halinde olacağınız, araştırma yapacağınız, taktikler geliştireceğiniz, eş dost akraba kulislerinde kavrulacağınız dönem olan, halk arasında "ya bu deveyi güdeceksin ya bu diyardan gideceksin" isimli dönemdir ki; master, doktora derken ordinaryusluğa kadar gider bu işin sonu...
Çok istisnaları saymıyorum tabi ki elimde istatistiki bir bilgi yok elbette, olsa da inanır mıydım bilemem...
Gözlemlerim yaşadığım...
Hani yazıyorlar ya hatunlar sevgilim, bebişim, can parem  hödö hödö, yalan külliyen, öyle çok kocam aşkım geberiyorum diyene de kulak asma....
YALAAAAAAAAAAN...


3 Şubat 2012 Cuma

Yalan Dünya'nın Yükü Nurhayat'ın Omuzlarında...

Ev teslim töreni kapora iade işlemi, %50 kesintiye uğramak suretiyle elimize geçecek yarın (inşallah tabi)...
Ben de bulunabilir miyim dedim Bizim Beye, ne diyeceksin dedi, valla dedim birşey demeyeceğim, hakaret yok sadece öne doğru eğilip, gözlerimi belertip "Haram olsuuuuun" deyip kaçacağım dedim...
Cık dedi...
İçimde şişmesini önlemek için kafi miktarda soda tüketiyorum...
Bugün babacığımın yanına gittik Renginimle, O, dedesinin mermerlerindeki karları temizleyip bir yandan duasını ederken, ben de Yasin' i hatmedip, olanı biteni anlatamadım, derdimi dökemedim, mezara bakım yapan Mehmet geldi, ziyareti kısa kestik soğuk yüzünden...
Sonra 11 yaşımızdan beri hayatımızda olduğumuz, orta lise gibi eğitim kurumlarının sıralarını paylaştığımız, arkadaş dost denmez ki sıfatı olmuyor ki böylesi uzunluktaki tanışıklıkların...
Neyse Rengin yaşında oğlu var, bizim kız kah kumandayı vermedi diye geçirdi ayağına, sonra özrünü kabul etmeyen onu affetmeyen Kuzey Bey derken, Ankara' nın diğer ucundan kalkıp evimize 50 dakikada ulaşabildik...
Allahtan yollar açıktı, Rengin' de o elli sıcak dakikayı uyuyarak geçirdi, arkada ben de radyodaki nağmeleri mırıldanarak...



2 Şubat 2012 Perşembe

Soğan-Domates-Biber Üçlüsüyle Bulgur Pilavı Olsa da Yesek...

Dünkü gergin duruma Bizim Bey hır çıkarmayayım diye beni dahil etmedi...
Kendi indi aşağıya, epey de uzun sürdü, ben de gerilmiş tef gibi bekliyorum, aşağı ineyim Cüneyt Arkın gibi dalayım ben direk diyorum...
Neyse geldi, ne oldu dedim, tabi ki vermediler dedi, mutfak mermeri çatlamış 30 senelik mamul, onu yaptırmamız gerekiyormuş, Bizim Bey de dalaşmaktansa çalıyı dolaşmayı tercih ederekten, vermezseniz vermeyin yaptırın bizim de başımız gözümüz sadakası olsun demiş...
Bugün bir mermerci gelecek sıkışanı çıkartacak bizden...
Ben herşeyi Allah' a havale ederim ya, yeni bir internet sitesi açılmış, herkes girip birilerini Allah' a havale ediyor...
Gerek yok kalbinizden geçmesi bile yeter, ey inananlar...
Neyse bu arada elektrik aboneliği, su aboneliği filan var, tabi bunlar için güvence parası alırlar ya burayı iyi okuyun bunlar hep detay ama şu zamma bakın şu artışa bakın...
Üç sene önce elektirik aboneliği güvence bedeli 30TL iken, şimdiki fiyatı okuyoruz 90 TL...
Hayat hakikaten zor...
Allah hepimize güç kuvvet versin...
Bulgur pilavının yanına da, sarımsaklı, naneli, zeytinyağı üzerinde damlacık damlacık duran, salatalıkları rende değil küp küp kesilmiş, koyu kıvamlı bir cacık olsa ne iyi olmaz mıydı?

  
Bu sabah...

- Rengin bi bak annem...
- Öfff anne yeter ama!!



Sabah Kılığı...

1 Şubat 2012 Çarşamba

Yeni Serilmiş Nevresimde Yatmayı Herkes Sever...

İzinliyim kızımla beraber olmak üzere, Bizim Bey de seyahatte bugün döndü birazdan karşılamaya almaya gideriz...
Asıl bugün büyük gün...
Çıktığımız evin teslim töreni var...
Ev sahibi çiftten, bey olanı aradı beni, bayan olanıyla irtibat sayesinde kesildiği için...
Ev geçen haftadan boyandı temizlendi teslime hazır tabi depozitosu alınmak üzere az para değil...
Beni karşılaştırma dedim Bizim Beye alacağımız paradan olmayalım alalım alacağımızı ettiğimiz yere Allah' a havaleye devam...
Bu arada kız kardeşimin doğum gününü devirdik Rengin ne hediyeler hazırladı teyzesine ne sürprizler deliler gibi döndü ortada...
Şimdi gelen telefonla Bizim Beyi almaya yola çıkmalıyız...
O zaman müsade bize...